Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Vekaletname Çalışma Alanlarımız İçtihatlar Sorular & Cevaplar Kariyer İletişim

Yol Tarifi

MİRASTA TENKİS

Dava, tenkis isteğine ilişkindir.

 

Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; miras bırakanın zilyetliğinde bulunan 12 parça tapusuz taşınmazını 24.06.1997 tarihli sözleşme ile ölünceye kadar bakma koşuluyla ve kendinden önce ölümleri halinde rücu şartıyla davalı kızı ve damadına temlik ettiği, davalı Şahinde'nin saklı pay sahibi mirasçı, davalı Hüseyin'in saklı pay sahibi mirasçı olmadığı anlaşılmaktadır.

 

 

Davacı, anılan temlikin mal kaçırmak ve saklı payını ihlal kastıyla yapıldığını ileri sürerek, eldeki davayı açmıştır.

 

Gerçekten de, davalı tarafa yapılan temlikin muvazaalı olduğunun saptanması bir başka ifadeyle bakım karşılığı devredilen taşınmazların görünüşte ivazlı olduğu halde miras bırakanın gerçek iradesinin bağış olduğunun saptanması durumunda böylesine temliklerin tenkis hükümlerine tabi olacağı tartışmasızdır. Bu ilkeler çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde miras bırakanın bir veya birkaç taşınmazını veya taşınmazlardaki payını veyahutta belirli payını temlik ederek bakım ihtiyacını karşılama imkanına sahipken temlike konu edilen birçok taşınmazını devrederek aynı neticeyi elde etmesinin hayatın olağan akışına uygun düştüğü söylenemez. O halde, murisin gerçek iradesinin bağış olduğu kabul edilmelidir. Esasen aynı olgu mahkemenin de kabulünde olup, tenkis isteği kabul edilmiştir. Öte yandan, Borçlar Yasasının 242. maddesinde öngörülen “bağışlayanın bağışlayandan önce ölmesi halinde, bağışlanılan şeyin, bağışlayanın mülküne rücu etmesi” kayıt ve şartıyla yapılan bağışlamaların bozucu şarta bağlı sağlar arası işlem niteliğinde olduğu; Medeni Yasanın 565/3 maddesinde yer alan “bağışlayanın kayıtsız koşulsuz rücua hakkı olan bağışlamaların “kapsamında bulunmadığı, Medeni Kanunun 565/4 maddesi gereğince, mahfuz hisseyi bertaraf etmek kastıyla yapıldığının aşikar olması halinde tenkise tabi tutulacağı kuşkusuzdur.

 

Bilindiği gibi; tenkis ( indirim ) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların ( tebberru ) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu ( inşai ) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma ( temlik ) dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür. Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki kıymetler ile, iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tespiti gerekir. ( MK.565 ) Miras bırakanın Medeni Kanunun 564. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif ( nesnel ) ve subjektif ( öznel ) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedeleme kastının varlığından söz edilemez.

 

Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda ( ölüme bağlı tasarruflar veya Medeni Kanunun 565. maddesinin 1, 2 ve 3 bentlerinde gösterilenler ) veya saklı payın ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Medeni Kanunun 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı kanunun 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.

 

Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda ( SABİT TENKİS ORANI ) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı ( MK.564 ) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.

 

Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan davalının tercihinin kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı uyarınca sür'atle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, tercih hakkının kullanıldığı gündeki fiatlara göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak NAKTİN ödetilmesine karar verilmelidir.

Ne var ki, yukarıda değinilen ilkeler gözetildiğinde mahkemece tenkisle ilgili hesap ve değerlendirme yapılırken yanılgıya düşüldüğü görülmektedir.

 

Şöyle ki; murisin net terekesinin hesabına miras bırakan tarafından üçüncü kişiye temlik edildiği bildirilen ve akdin 5. sırasında yer alan Yukarı çay ( dış taraf ) mevkili taşınmaz dahil edildiği gibi, miras bırakana ait olduğu kayden sabit olan 9 parça taşınmazın zuhulen davacıya temlik edildiğinin kabulü ile temlik dışı tereke olmadığından bahisle hesap yapılmış ve buna ilişkin raporun hükme esas alınmış olması doğru değildir.

 

Hal böyle olunca; yukarıdaki ilke ve olgular doğrultusunda gerekli araştırmanın yapılarak miras bırakana ait taşınmazların mevki ve dönüm itibariyle uzman bilirkişiler aracılığıyla yapılacak keşif ile mahallinde belirlenmesi, uygulamayı gösterir denetime elverişli rapor alındıktan sonra murisin davalılara temlik ettiği taşınmazlar ile temlik dışı tereke birlikte ele alınması sonucu tenkis hesabının uzman bilirkişiye yaptırılması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken hatalı rapor ve uygulama doğrultusunda sonuca gidilmiş olması isabetsizdir (1. HD. 8.10.2009, 7918/9771).